Afrika’nın Menekşesi: Tanzanya

Afrika hakkında bildiklerimiz çoğu zaman birçoğumuz için bir başkasından duyduğumuz sınırlı bilgiden ibaret. Peki ya Afrika’yı orada yaşayan birinden dinleme şansınız olsaydı neler sorardınız? Akla gelen ilk soruları 6 yıldır Tanzanya’da yaşayan Sevde Sevan Usak’a sorduk. İşte merak edilen o cevaplar.

Tanzanya hikayeniz nasıl başladı?

Gönüllü stk çalışmaları, gazete ve dergilere fotoğraf çekimleri için birçok kez gittim Afrika’ya. Ancak artık orada yaşamama sebep olan şey, bir fotoğraf gezisi sırasından eşimle tanışmam oldu. Bundan 6 yıl kadar önce eşimle Tanzanya’da tanıştık ve kısa bir süre sonra da evlendik. Eşim Tanzanyalı bir Maasai, o zamandan beri Masai Mara bölgesinin (Maasaliland) içerisinde yer alan bir Maasai köyünde kalıyorum. Köyün adı Elerai. Daha doğrusu birkaç ay köyde kalıyorum, sonra bir süre Türkiye’de kalıyorum. Arada fotoğraf çekmek için de başka ülkelere gittiğim oluyor. Ancak son birkaç yıldır, yılın büyük bir kısmındaTanzanya’da bulunuyorum.

Kenya- Masai Mara Rezerve Bölgesi 

Tanzanya’nın Afrika için önemi nedir?

Milli Parklar ve Doğal Rezervler Tanzanya’nın en büyük zenginliği. Ülkenin turistik olmasının da en önemli nedeni yine Milli Parklar. Sıkça belgelerde de izlediğimiz Serengeti Milli Parkı, Tarangire Milli Parkı, Unesco listesinde yer alan Ngorongoro Krateri, Manyara Gölü, Masai Mara Bölgesi Tanzanya’da yer alan dünya çapında bilinen Milli Parklar. Milli Parkların sayıları bunlarla da sınırlı değil. 16 milli parkı olan Tanzanya’da ayrıca, 17 Doğal Rezerv bulunuyor. Meşhur Kilimanjaro Dağı ve Milli Parkı da yine Tanzanya’da. Afrika’da doğal hayatın anlatıldığı belgesellerin büyük bir kısmı Tanzanya’da çekiliyor.

Afrika’nın çok renkliliğine alışma süreciniz nasıl oldu?

Aslında buna süreç bile denemez. Tanıştık ve sevdik birbirimizi. Özellikle benim evime yakın olan ailelerden ve eşimin akrabalarından başlamak üzere tanıştıktan hemen sonra kabullendiler beni, ben de onları. Zannediyorum bunda benim onların gelenekleri ve hayatlarını anlamaya çalışmamım, onların da beni olduğum gibi kabul etmelerinin büyük etkisi var. Benim için farklı yönleri de oldu tabii. Kendimi ve hayatımı sorgulamak gibi. Elektrik yok, su yok, ulaşabileceğiniz şeyler çok sınırlı bölgede… Bu koşullarda yaşarken, ihtiyaç olarak dayatılan bir kısım şeylerin keyfi olduğunu anlıyorsunuz ve temel ihtiyaçların gerçekten ne olduğunu. Sonra ihtiyaçlarınızın sınırlı ama isteklerinizin sınırsız olduğunu. Ha bir de tabii günde bir öğün yemek yiyip şükreden insanları görüp, her şeye sahip olduğu halde sürekli şikayet edenleri hatırlayınca farklı sorular da soruyorsunuz kendinize… Kabulleriniz değişiyor mesela…

Bunca zorluklara rağmen Afrika insanının bu mutluluğunun sebebi nedir?

Her şeyin kıymetini bilip ellerindeki ile mutlu oluyorlar. Yoğun bir gelecek kaygısı taşımıyorlar bizim gibi. Hayata sadece o gün üzerinden bakıyorlar, o günde karınların doyup, ihtiyaçlarının karşılanması mutlu olmaları için yetiyor. Bir de birbirlerinin hayatlarına çok karışan müdahale eden insanlar değiller, bunun da ilişkilerde mutluluğu getirdiğini düşünüyorum.

Afrika’sız bir dünya nasıl olurdu, nelerden mahrum kalırdık?

Neşeden mahrum kalırdık kesinlikle… Bunca yokluğa karşı insanlar gayet neşeliler, sıkıntıları yaşarken dahi o neşelerini kaybetmiyorlar. Bu arada doğal bitki örtüsü, milli parklar çok büyük bir hazine Afrika için, şaşkınlık ve heyecanla gezip, hayvanları doğal ortamlarında görebiliyorsunuz.

Afrika’da ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Yaşadığım Maasai bölgesinde elektrik yok, aslında su da yok. Daha doğrusu yoktu. Bölgede kuyu bulunmuyordu. Benim ilk kaldığım zamanlarda da yemek ve içmek için gereken suyu, yağan yağmuru biriktirerek kullanıyorduk. Bölge halkı da çukurlarda biriken çamurlu suyu birçok şey için kullanıyordu. Zaman zaman buna içmek de dahil. 4 yıl önce bölgede çok ciddi bir kuraklık oldu, tüm büyükbaş hayvanlar susuzluk ve yiyecek bulamadıkları için ölmeye başladılar. Bölgede göç etmeye başlayan aileler de oldu. Yağmurlu sezonda yağmur da yağmadı. Neredeyse iki yıl boyunca bölgeye bir damla yağmur düşmedi. Bölge halkı Maasailer hayvancılık yaptıkları için bundan çok etkilindiler, zaten hayvanlarının neredeyse tamamını bu kuraklıkta kaybettiler. Ben de bu dönemde Türkiye’deki stklarla görüşüp, bölgeye su kuyuları yapılabilmesi için harekete geçtim. Bölge şehirlere uzak ve kırsalda kaldığı için kuyu açmak çok zor oldu. Ancak uzun uğraş ve gayretler sonucu 4 derin su kuyusu açılmasına yardımcı oldum.

Sonrasında da Türkiye’den ata tohumlarından seçerek sebze tohumları getirdim. Ve bunları da eşimle birlikte kuyulardan birinin yakın olduğu araziye ektik. Burada da çok verimli sonuçlar aldık… Ardından bölgede onun üzerinde sebzeyi domates, biber, patlıcan, kabak, bal kabağı, bezelye, fasulye, salatalık, acur, ıspanak, bamya, patates yetiştirerek bölge halkına dağıttık. Aslında en çok da çocuklarla birlikte bahçeye girip beraber ektik, diktik, beraber öğrendik. Bir de beraber yedik tabii…

Son iki yıl içerisinde okulların bahçelerine ve köylülerin evlerinin etrafına da 1500 kadar meyve fidanı diktik. İlk diktiklerimizin bir kısmının meyvelerinin tadına baktık bile… Muz, papaya, mango ve avokado öncelikle diktiğimiz meyveler… Hala ekmeye ve dikmeye devam ediyoruz… Çocuklar bölgede yetişen ama hiç yemedikleri meyvelerle tanıştılar böylece, hatta çoğunun fidanını yaprağından bile tanıyorlar artık. Sebzeleri de aynı şekilde… Tohumdan nasıl fide yapılır, fideler nasıl ekilir, nasıl sulanır, sebzeler nasıl toplanır, öğrendiler hepsini…

Afrika denildiği gibi yer altı ve yer üstü doğal zenginliklere sahip olmasına rağmen yaşanan bu fakirliğin sebebini nasıl yorumluyorsunuz?

Bu soruya daha çok Afrika’da sömürgecilik ve ya Afrika siyaseti çalışanların ayrıntılı cevap verebileceğini düşünüyorum. Benim söyleyebileceklerim ancak gördüklerimden ibaret. Benim gördüğüm de Tanzanya’da sahibi Tanzanyalı olan  büyük şirketlerinin sayısının az olduğu… Mesela, Milli parkları devlet işletse de milli parklardaki konaklama alanlarının, milli park turlarının büyük bir çoğunluğunu Avrupalı beyazlar işletiyor. Evet yerel işletmeler de var, ancak hizmet kaliteleri diğerleri ile aynı değil maalesef… Çünkü Avrupalılar bu işletmeleri onlarca yıldır çalıştırıyor, ve arkasında oturmuş bir ticari işletme yapısı var. Yerel işletmeler ise yavaş yavaş o noktaya geliyor.

Afrika’ya gitmek isteyen ancak çekinen-korkan kişilere söylemek istediğiniz bir mesaj var mı?

Afrika algısı ile ilgili en büyük sıkıntılarımızdan biri de bu, bilgimiz sadece bir bölgeye ait genelde o da Sahra Afrikası… Ama Afrika bir ülke değil kıta ve birbirinden tamamen farklı 54 ülke var… Orası çöl değil mi, toprak nasıl bu kadar bereketli olabilir, orada her şey yetişiyor mu, nasıl bu kadar yeşil, yer altı su kaynakları var mı gerçekten tarzı o kadar çok soru geliyor ki… Tüm Afrikanın çöl olduğunu düşünenler var maalesef.

Aynı şekilde tüm Afrika’da hastalık ya da savaş olduğunu düşünenler de… Afrika’da birkaç ülke dışında siyasi gerginlik ve can güvenliği sıkıntısı bulunmuyor. Tanzanya’da mesela dünyanın her yerinde rastlayabileceğiniz -İtalya’da da, Brezilya’da da, Meksika’da da- hırsızlık dışında bir sorun yok. Ben 7 yıldır Tanzanya’dayım bir sorunla karşılaşmadım. Aynı şekilde sağlıkla ilgili olarak da birkaç şeye dikkat ettikten sonra sıkıntı yaşamazsınız ki, gezginler bilir bunlar dünyanın her yerinde geçerli kurallardır. Mesela açık su içmemek gibi… Ama benim gibi bölgede yaşıyorsunuz zaten bağışıklığınız da ona göre gelişiyor. Tanzanya’da sıtma yağmurlu sezonda sorun olabilecek hastalıklardan biri, olabilir de olmayabilir de tabii… Benim gibi yıllardır burada yaşayıp sıtma olmayanlar da var, bir kez gidip olanlar da… Onun da tedavisi var. Açıkçası Afrika’ya seyahat – güvenlik açısından – , Asya ve Orta-Güney Amerika’dan çok da farklı değil…

Sizce Afrika bu dünyanın neyi olur?

Ruhu… Afrika’nın tanımlanamayan ayrı bir çekiciliği var. Bunu Afrika’ya giden herkesten duyabilirsiniz. Fiziksel koşullar nispeten daha zor olsa da, bir kez giden bir kez yaşayan tekrar tekrar gitmek istiyor Afrika’ya… Tuhaf bir özlem duygusu oluyor. Bunun kıtaya sinen ruhla ilgili olduğuna inanıyorum ben.

Afrika yalnız seyahat edebilmek için güvenli bir bölge mi?

Yalnız seyahat etmek, sadece Afrika için değil Avrupa dışında her kıta için çok kolay değil… Ancak başlı başına bambaşka bir tecrübe… Tek gezen seyyahlar dünyanın farklı ülkelerinde nelere dikkat ediyorlarsa, Afrika’da da ona dikkat ederek gezebilirler tabii. Tek gezen, hatta bisiklet ve motosikletle gezen pek çok gezgin var şu sıralar Afrika’da…

Kitaba dair…

”Köleliğin, sömürgeciliğin, ırkçılığın ve yoksulluğun acısıyla savrulan insanların sesleri ve sessizlikleri, isyanları ve sırlarıyla yüz yüze gelirken, onların hayatlarını izliyor, kültürlerinin ayrılmaz bir parçası olan müzik ve şarkılarını anlamaya çalışıyorum. Bir yanda efendilerin ve kölelerin tarihiyle buluşurken, diğer yanda bizim yaşayamadığımız bir dünyayı yaşamaya gayret eden, dua ve ümidi olan mülayim insanların hayatlarını gözlemliyorum. Her yeni güne “İnşallah bu günü tok ve sağlıklı geçiririm” diye Rablerine dua ederek başlayan ve O’ndan başka yardımcısı olmayan insanlar. Yine de masmavi gökyüzünü yararak ilerleyen uçakları her gördüğümde, engelleyemediğim bir sızıyla gönlüm düşüyor peşlerine. Uçakların derin maviliklerde süzülürken arkalarında bıraktıkları beyaz bulutlu izleri takip ederken gözlerim, ülkeme ve özlemine çektiklerime gidiyor düşüncelerim. Ardından izler gözden kaybolup giderken, içimdeki ses “Bekle ve sabret, allah sabredenleri sever” diyor ve düşüncelerim okyanus ötesinden usulca bana geri dönüyor.

Not: Sevde Sevan’ı @sevdesevan kullanıcı adıyla İnstagram’dan takip eeebilirsiniz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir