Yakındaki Uzak: İran

Çoğu zaman bir minyatüre bakar gibi İran’a bakar ve yorumlarız. Derinlik ve çok boyutluluktan uzak. Peki ya İran gerçekten böyle mi? İran hakkında merak ettiklerinizi ve doğru bildiğiniz yanlışları Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Turgay Şafak ile konuştuk.

Kendinizi tanıtır mısınız?

Turgay Şafak. İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde Fars Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim üyesiyim. İran’la ilk temasım 2002 yılında oldu. İstanbul Üniversitesi kütüphanecilik bölümü mezunuyum. Yüksek lisans için İran’a gittim.  Fars Dili ve edebiyatında yüksek lisans ve doktorayı tamamladım. Yüksek lisans ve doktora süresince yaklaşık beş altı yıl İran’daydım. Daha sonra 2016 yılında Yunus Emre Enstitüsü’nün müdürü olarak tekrar İran’a gittim.  2 yıl görev yaptım. Halen üniversitedeki görevime devam ediyorum.

Hasan Ruhani – İran Devlet Başkanı

İran’ın sahip olduğu tarih ve medeniyet birikimi günümüzdeki İran yönetiminin aldığı sert kararların dayanağı oluyor diyebilir miyiz?

Öncelikle şunu belirlemeliyiz. İran bir kavmin adı mı, bir milletin adı mı yoksa bir coğrafyanın adı mı?  İran’da milattan önce 500-600’lerde bir devlet var. Ama aynı tarihlerde Anadolu’da da devletler var.  Anadolu da farklı devletler gelmiş farklı hakimiyetler kurulmuştur. Aslında burada da bir süreklilik var. İran’ın süreklilik arz etmesinin sebebi belki de İran adının milattan önceki tarihlerden bugüne kadar kullanılıyor olmasıdır. Ama orada da İslam’ın girişinden sonra düşündüğümüz anlamdaki Fars hakimiyeti son buluyor.  İran Hazreti Ömer devrinde fethediliyor ve ardından İran’a Emeviler, Abbasiler hakim oluyor. Sonrasında da Türklerin hakimiyeti başlıyor. Gazneliler’den itibaren 1925’e kadar İran’daki çok küçük bir Hanedan dışında hakim olan tüm hanedanlıklar Türk hanedanlıklarıdır.  Bu anlamda bir süreklilikten bahsedilemez. Aslında parça parça ele aldığımızda bir süreklilik yok. Farklı devletler kuruluyor. Tabii aynı durum Anadolu’da için de söz konusu. Roma, Bizans, Osmanlı ve ardından Türkiye Cumhuriyeti. Farklı devletler kurulsa da coğrafya sabit. Buradaki algının sebebi bence İran isminin tarihten bu yana kapsayıcı bir şekilde kullanılıyor olmasıdır.

Osmanlı kurulduğunda İran’da bulunan İlhanlı Devleti’nden sonra 5-6 devlet yıkılıp yeniden kuruluyor. Bu bakımdan İran tarihi bir süreklilik arz etmiyor. Başkentler sürekli değişiyor. 1453’ten sonra İstanbul Osmanlı’nın başkenti olarak kalıyor. Bu yaklaşık 350-400 yıllık bir süreç. Ama İran’da sürekli başkent değişiyor.

Nevruz kutlamaları – İran

Fakat zihinsel bir süreklilikten bahsedilebilir. İslamdan önceki dinlerin inançlarının bugünün İran’ına yansıması elbette vardır. Bu belki de şiiliğin içinde kendisini gösteriyordur. Türkler İslam’ı kabul ettikten sonra her ne kadar eski inançlarından bazılarını bırakamasada yeni inanç sistemini benimsediler. Eski gelenek ve düşüncelerini büyük oranda terk ettiler. İran’da ise eski gelenekleri bir şekilde kabul ettikleri dine yediriyorlar. Bu anlamda bir kültürel bağlılıktan bahsedebiliriz. Mesela buna Nevruz’u örnek verebiliriz. Nevruz İranlılar için oldukça önemlidir. Türkiye’de bayram deyince ilk akla gelen Kurban ve Ramazan Bayramı’dır. İran’da bayramın karşılığı sadece Nevruz Bayramı’dır. Kurban Bayramı tatili resmi olarak yalnız bir gündür. Buna karşılık Nevruz da ise 2 haftalık bir resmi tatil yapılır. İki hafta boyunca İran’da hayat durur. Gazeteler çıkmaz. 21 Mart’ta yapılacak olan Nevruz’un hazırlıkları şubattan itibaren başlar. Şubattan itibaren insanlar Nevruz’la ilgili hazırlıklarından bahseder. Bayram temizlikleri yapılmaya başlanır. Yeni kıyafetler Nevruz’da alınır.

1979’da ki İslam Devrimi sonrası özellikle ekonomik anlamda sorunlar ortaya çıktıkça halk devletin baskısını üzerilerinde hissettikçe ona tepki göstermek için İslam öncesi ritüelleri benimsemeye başlıyorlar. Bazı ritüellerin yapılması daha da artmaya başladı. Mesela bundan 150 yıl önce İran’da olmayan kutlamalar artık yeniden kutlanıyor. Diyebiliriz ki eski geleneklerine sahip çıkıyorlar.

İran – Yezd

Zerdüştlüğün İran’daki geçmişten bugüne kadarki konumununu bizlere açıklayabilir misiniz?

İlk İslam fetihleriyle birlikte Zerdüştlerin büyük bir çoğunluğu göç ediyor. Mesela günümüzde bugün Hindistan’da Farisiler diye bir grup var. Bu insanlar o dönemde Hindistan’a göç etmiş kişilerin bakiyeleridir. İran’da da şu an Zerdüştler var. Mecliste temsil edilirler. Milletvekilleri vardır. İbadetgahları açıktır. Hatta halktan büyük bir saygı da görürler. İran anayasalarında onlar ehli kitaptan kabul edilir. Bu sebeple Hristiyan, Musevi ve diğer dini azınlıklar gibi görülürler. Şu an daha çok Tahran ve Yezd şehirlerinde varlar. Kendi din adamları, özel okulları mevcut. Yaşantılarında karşılaştıkları bir zorluk yok.

Büyük şair Sadi’nin türbesi

İran’ın sanat ve edebiyat alanındaki başarısını nasıl yorumluyorsunuz?

Klasik Fars Edebiyatı gerçekten çok güçlü. Dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Mevlana’nın Mesnevisi Farsça yazılmıştır. Sadi’nin Gülistan ve Bostan’ı Arap olmayan tüm İslam dünyasında okunmuş, tercüme edilmiş. Bosna’da Sudi diye bir alim çıkmış ve Gülistan, Bostan’ı ve Hafız’ın Divan’ını şerh etmiş. Doğu Türkistan’da medreselerde bahsettiğimiz kitapları ders kitapları olarak okumuşlar. O anlamda çok güçlü bir klasik edebiyata sahipler. Dünya çapında çok önemli 10 isim sayabiliriz.

Ancak bu durum modernleşmeyle birlikte değişiyor. Klasik şiirin sonlanıp artık Fransız şiirinin etkisiyle yeni şiir oluşmaya başladıktan sonra işler biraz tersine dönüyor. Bu dönemde oluşturulan ilk şiirlerin birçoğu ya Fransız Şiiri’nden ya da dolaylı yoldan Türk şiirinden etkilenerek oluşuyor. Modern İran şiirinin ilk örneklerinin birçoğu Servet-i Fünun edebiyatından etkilenerek oluşmuştur. Tevfik Fikret, Ziya Paşa, Namık Kemal’den etkilenerek yazılmış pek çok metin vardır. Son 150-120 yıllık dönemde klasik şiirle yarışabilecek bir isim çıkartamamışlardır. Ya da tek tüktür. Bugün Çağdaş Türk Şiiri, modern İran Şiiri’nden çok çok daha üst düzeydedir. Roman ya da hikayede aynı şekildedir. Belki de modern edebiyat klasik edebiyatının gölgesinde kalmış ve onu aşamıyor da olabilir. Önünde sürekli dev bir edebiyat var.

İran halkının edebiyatla çok içli dışlı olması durumu da eğitimle ilgilidir. Okullarda şiirlerle eğitim verilir. İlkokul kitaplarında da bile mutlaka 3-4 tane gazel, çocuk şiirleri konur. Ya da aileler otururken Hafız’da Sadi’den şiirler okurlar. Ama bizde oluşan her İranlı şiirler okur algısı yanlış bir algıdır.

Şöyle bir durumdan bahsedilir. Taksiye bindiğinizde taksici size Hafız’dan Hayyam’dan Sadi’den şiirler okur. Ama İran’da taksicilik bizim bildiğimiz gibi değil. Arabası olan herkes yoldan geçerken müşteri alabiliyor. Aslında senin taksici sandığın adam bir üniversite hocası, öğretmen ya da mühendis de olabilir.

Cennetin Çocukları – Majid Majidi

Sinema alanında durum nedir peki?

Güçlü bir sinemaları var. Özelik yönetmen merkezli sinemaları oldukça sağlam. Abbas Kia Rüstemi gibi çok önemli dünya çapında bilinen sinemacı yetiştirmiş. Mecid Mecidi gibi de.  En son daha popüler Asghar Farhadi gibi. Sinemacıların edebiyatla çok güçlü bir bağları var. Abbas Kia Rüstemi filmlerinin isimlerinin hepsi şiirlerden alıntıdır. Mesela Rüzgar Bizi Sürükleyecek, Dostun Evi Nerede gibi. Hatta kendisi Hafız’ın şiirlerinden seçme beyitler, Sadi’nin şiirlerinden seçme mısralar yayınladı. O kadar iç içe. Diğer yönetmenlerde böyle. Birçok sinemacının bir edebiyatçıyla yakın dostluğu var veya kendisi bizzat edebiyatla haşır neşir.

İran’daki sinema sektörünü İslam Devrimi sonrası uygulanan sansür nedeniyle sanatçılar sanatlarını ortaya koyacak yeni bir dil oluşturdular diye yorumlayanlarda var. Fakat ben durumu böyle yorumlamıyorum çünkü devrim öncesinde çekilmiş çok önemli filmler de var. İnek filmi bunlardan birisi. Bizim yönetmenlerimizin edebiyatla pek ilgisi yok.

Şeriat yönetim sisteminin gündelik hayata etkisi ve insanların bu kurallara verdikleri dönütler ne şekilde?

İnsanların hayatını etkileyen belli başlı şeyler var. Birincisi kadınların muhatap olduğu baş örtüsü zorunluluğu ikincisi ise eğlence ortamlarının olmamasıdır. İnsanları en çok etkileyen durumlar bunlar. Başörtüsü artık olması gerektiği bağlamın dışında bir bağlamda kullanılıyor. Sokaklarda sıkça eylemler yapılıyor. Kurallar dönemin siyasetine ya da ortama göre zaman zaman genişleyip daralabiliyor. Ama halk bir şekilde bu kuralları aşacak alternatif bir yol buluyor.

İran hakkında doğru bilgilere sahip olmanın aksine pek çok kişi tarafından bilinen belli başlı tabulara sahip olmamızı nasıl yorumluyorsunuz?

Bu konuda gidip geldikçe korkularda azalır, yanlış bilgiler de biter diyebilirim. Karanlık bir sokakta yürüdüğünüzü farz edin. Her an her yerden her şey çıkabilir psikolojisindesinizdir. Ama o yoldan iki veya üç sefer geçtikten sonra o yoldan emin olduktan sonra yol karanlık bile olsa rahat bir şekilde yürüyebilirsiniz. İran’a gitmeden peşin hüküm verilebiliyor. Bu her konuda böyle. Gidip geldikçe, oradaki insanlarla vakit geçirdikçe bu durum değişecektir.

Bahsettiğimiz konular İran tarafında tam tersi. İran’dan Türkiye’ye çok ciddi sayıda turist geliyor. İran’da karşılaştığım insanların %70-80’i İstanbul’a gelmiş kişilerdir. Mesela Yunus Emre Enstitüsü’nün içinde İstanbul’a gelmeyen neredeyse yoktur.

Kitaba dair…

” Sadık Hidayet, eserlerinin önemli bir kısmının odağında yer alan ölüm ve intihar düşünceleriyle, kâbuslarla dolu bunalımlı bir dünya içinde yalnızlık, gerçeklerden kaçış, boşluk duygusu ve ölüm gibi temel izlekleri sürdürür. Kafka, Poe, Çehov, Rilke gibi yazarlara yakın olan Sadık Hidayet, yarattığı yazınsal evrende çoğu zaman düşlerle gerçekleri bir arada işler. Kör Baykuş, zaman kavramının sekteye uğradığı; geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanın iç içe geçtiği; gerçeklerle düşlerin karışıp kahramanların birbirine dönüştüğü özgün bir masalsı anlatıdır. Bu masalsılık yer yer gerçeklere dokunarak yazarın yaşamına ve birtakım kültürel kodlamalara açılır.”

20. yy Modern İran Edebiyatı’nı kuran isimlerden biri olan Sadık Hidayet Kör Baykuş adlı romanını 1936’da yayımlamıştır. Eser günümüzde dünya edebiyatının önemli eserleri arasında yer alıyor.
 Kör Baykuş, İran edebiyatında romana bağımsız bir tür olarak yeni bir estetik değer kazandırdığı için tarihsel bir öneme sahiptir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir