Tropikal Cennet: Kenya

Afrika’nın sahip olduğu bunca yer altı ve yer üstü zenginliğe rağmen yaşanılanların gerekçesi ne olabilir? Savaş, eğitimsizlik ya da sömürge mi? Doğu Afrika ülkesi olan Kenya ile ilgili merak edilenleri o ülkeye gönül veren Veysel Başar ile konuştuk.

Kendinizi tanıtır mısınız?

İsmim Veysel Başar. Aslen Trabzon Sürmeneliyim. İlahiyat fakültesi eğitimi aldım. Ticaretle uğraşıyorum ama daha çok sivil alanda çalışmalar da yürütüyorum. Dünyanın birçok ülkesine gittim. Yüze yakın ülkeye gittim geldim. Şu anda Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi’nin yönetim kurulu başkanlığını yapıyorum.

Afrika’ya dair ilk izlenimler…

Afrika’ya ilk gittiğimde bende pek çok insan gibi çöl ve kurak bir ortam bekliyordum. Fakat uçaktan indiğimizde olduğumuz yerin ancak bir aktarma istasyonu olacağını düşündüm. Çünkü indiğimiz yer kurak olmanın aksine doğal orman ve yeşilliklere sahip bir bölgeydi. Karşısındakine kurak ve fakir bir imaj vermiyordu.

Mombasa liman şehri

Bir liman şehri ve sahra altı Afrika’ya İslam’ın yayıldığı yer olan Mombasa’ya gittik. Mombasa Afrika’yı besleyen en önemli limanlardan biridir. İslamiyet oraya Müslüman tüccarlar yoluyla girdiği için bugün bile oranın nüfusunun çoğu Müslümandır. Kenya’da nüfusunun Müslüman olmayan ve olanlar arasında %70’e %30’luk bir oran olduğundan bahsedilir. Mombasa’da ise Müslümanların oranı %60’tır.

Kenya’yı gezerken gelişmiş tarım ve sera arazilerini görünce çok şaşırmıştım. Bu seraların kime ait olduğunu sorunca Hollandalı işletmecilere ait olduğu cevabını aldım. Sonrasında da Kenya’nın tarım yapılabilecek arazilerinin %98’i İngiliz ve Hollandalı işletmelerce kullanıldığını öğrendim. Kenya topraklarının yapısı itibariyle belki de dünyanın en verimli topraklarına sahip fakat bu arazileri kullanamıyorlar.

”Onları yoksunluğa mahkum etmişler!”

Kenya’dayken mescit açılışına gittiğimizde su sesini andıran yüksek bir gürültü duydum. Yanımızdakilere bu sesin nereden geldiğini sordum. Yakınlarda bir nehrin olduğunu öğrendiğimizde grupça nehri görmeye gittik. Nehrin debisi akıl alır gibi değildi. Nehir etrafına saçtığı suyla en az 15 metreden çevresini ıslatıyordu. Bu suyu neden kullanmadıklarını sorduğumda ‘biz nasıl yapabiliriz ki?’ dediler. Bu insanlar onları yönetenler tarafından yapamayacaklarına inandırılmış durumdalar.  Bütün işleri yapmalarına rağmen yoksunluk durumunu inandırılmışlar. Çatışabileceklerine inanırlarken bir şeyleri yapabileceklerine, üretebileceklerine inanamıyorlar. Onları yoksunluğa mahkum etmişler.

Afrika’daki misyonerlik çalışmalarını Kenya özelinde ele alacak olursak hangi temel yapı taşlarını gözden kaçırmamamız gerekir?

Afrika için genel olarak şunu söyleyebilirim ki devletin temelde oturmuş bir eğitim sistemi yok. Onlara dayatılmış bazı durumlar var. Bunlarda mevziye göre değişebiliyor. Değişmeyen belirgin bir eğitim sistemleri yok. Müslümanlar daha çok medreseye gidiyor. Devletin uyguladığı sistemde daha çok batının uyguladığı eğitim sistemi. Bunda da kilisenin etkili olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Misyonerlik çalışmaları her yerde olduğu gibi Kenya’da da var. Müslümanlar zaten hali hazırda Kenya’nın en zayıf insanları ve bilinçli bir şekilde zayıf bırakılıyorlar. Yönetimde yer alamıyorlar. Sosyal, ekonomik ve siyasi alanlarda baskı altında tutuluyorlar.

Afrika’daki kurumsal oturmamışlık durumu ve kurgu devlet olmaktan kaynaklanan yönlendirilme hali her alanda olduğu gibi eğitimde de var. Kilise ve yabancı okullar Afrika ülkelerinin hepsinde oldukça yaygın. Eğitim sistemleri batılı eğitim sistemlerinin kopyası gibidir. Diyebilirim ki Kenya’da okuyan bir çocuk çok kolay İngiltere’de okuyabilir. Çünkü sistem birebir aynıdır.

Afrikalı gençlerin çok zeki olduğunu da ifade etmek gerekir. Türkiye’ye tıp okumak için gelen gençler yabancı bir dil öğrenirken aynı zamanda tıp fakültesinden tam zamanında ve dereceyle mezun oluyorlar.

Okuyan gençlerin ülkelerine dair planları ve hedefleri var mı?

Zayıf ama asabiyetleri (aynı soya ait olan kişilerin birbiri arasındaki yakınlık) gittikçe güçleniyor. Yeni nesil yetişen, okuyan gençler ileride biraz daha işe el koyacak gibi duruyor.

Sizce Afrikalıları ayakta utan ve onlara umut sağlayan temel prensip ne?

Afrika insanı acının, yokluğun, yoksulluğun dibini vurduğu için onu etkileyecek bir kötülük yok. Bu yüzden karşılaşabilecekleri her şeyl çok rahat bir tevekkülle başa çıkabiliyor. Onlar için sorun olmuyor. Hayatlarında karşılaşabilecekleri tüm zorluklarla karşılaşıyorlar zaten. Hastalıkla, fakirlikle, yoksullukla, savaşla, afetle, ötekileştirmeyle, zihinsel ve bedensel baskıyla, toplumsal hayatta kendine yer bulamamakla… Onları bir arada tutan şey ailelerine, birbirlerine olan bağlılıkları.

Afrika seyahat etmek için güvenli bir bölge midir?

Aslında kendi doğallıklarından kaynaklanan herhangi bir güvenlik endişesi hissetmezseniz. Ancak kurgu devlet olmalarından dolayı kaynaklanan güvenlik endişesi ise Afrika’da her zaman var. Afrikalılar bu yüzyılın başına kadar devesine binip Afrika’nın her alanına gidebilecek özgürlük alanlarına sahipti. Kendi doğal yaşam alanları vardı. Kabileleri, üretimleri, ticaretleri birbirleriyle bağlı ve paylaşımcıydı. Dolayısıyla Afrikalıların arasında savaş sebebi oluşturacak bir şey yoktu. Sahip oldukları her şey birbirleriyle iletişimlerini kolaylaştıracak bir unsur olarak görülüyordu. Ama ne zamanki Afrika’da siyasi sınırlar kabileleri böldü, asabiyetler gelişti, kurgu devletler ortaya çıktı ve müstemleke valiler aracılığıyla buralar yönetilmeye başlandı o zaman güvenlik sorunları belirmeye başladı. Toplumsal yapılar arasında fay hatları oluşturuldu. Kabileler aidiyetlerini birbirlerine karşı üstünlük ve savaş sebebi olarak ortaya koymaya başladı.

Kenya’da yaşadığınız ve sizi etkileyen bir olay var mı?

Kenya’ya gittiğimde savaş sebebiyle akşamları sokağa çıkma yasağı uygulanıyordu. Güney Afrika’daki en büyük teneke mahallesi başkent Nairobi’nin Kibera mahallesindedir. Bu mahallede evlerin tamamı tenekelerden oluşur. Burası her türlü suçluların sığındığı ve suç üretim yeri gibi görülen yerlerden biridir. Bölgeye gittiğim zamanlarda polis bile oraya giremiyordu. Yardım getirdim bunları insanlara ulaştırmamız gerekiyor dediğimde arkadaşlar ‘bunun hayalini bile kurma, bunu yapma imkanımız yok’ demişlerdi. Durum böyle olunca Türkiye’de okumuş mezun öğrencilerden birini aradım. Bu arkadaş Nairobi’ye geldiğinde ona ayaklanmaların olduğu, kiliselerin yakıldığı yere gitmemiz gerektiğini söyledim. Gitmemiz gereken yerde bize yaklaşık 400-500 km mesafede. Yollar tutulduğundan kara yolu ile gitme imkanımız kesinlikle yok. Arkadaş da Kızılhaç’a gidebileceğimizi onların ilaç taşıyan araçlarıyla bölgeye ulaşabileceğimizi söyledi. Kızılhaç’a gittiğimizde bizi Somalili nur yüzlü Abbas Guled isimli bir adam karşıladı. Bu adam Kızılhaç’ın tüm sahraaltı operasyon ekiplerinin bağlı olduğu adammış. Bu adam Hacettepe’den mezunmuş. Yardım talebimizi ve durumu anlattığımda ‘siz bizi unutmamış mıydınız, hatırladınız mı?’ dedi ve duygusallaştı. Abbas Guledi bana bölgeye ulaşmam için 2 saat içerisinde gelecek olan bir uçak ayarladı. Abbas Guledi bana orada yardımcı olması için Sudanlı bir Müslüman olan Muhammed’i aradı. Biz bölgeye gittiğimizde ise içi dolu 5 kamyon hazırlanmış Sudanlı Müslümanın fabrikasında bekliyordu. Bu öyle bir durum ki dil bilmemenize rağmen o an birbirinizle kenetlenebiliyorsunuz. Hatırlayınca bile duygulanıyorum. Bu sadece İslam kardeşliğiyle olabilecek bir şey. Müslümanlık bir ümmetin parçası olmak dünyanın neresinde olursanız olun çok kapsayıcı bir durum.

Kitaba dair…

”Afrika’da bugün bir kültürler savaşı yaşanmaktadır. Afrika’nın yerli ve özgün kültürleriyle Batı uygarlığının güçleri arasında süren bir savaştır bu diyen Ali Mazrui, bu kitabında Yerli, İslam ve Batı kültürlerinin tarihi süreç içerisinde yayılışlarını ele almaktadır. Çözümleyici bir üslupla Afrikalılık olgusunu resmetmeye çalışırken ulaşabildiği ve okuyucuya aktarmayı başardığı malzeme birikiminin yoğunluğu dikkati çekiyor.”

Bir bölgeyi anlamak hiçbir zaman göründüğü kadar kolay olamamıştır. Bazen öylece bakmak anlamsızlaşır bir görene danışmak gerekir. Görenlere ulaşmak ise asıl meseledir.

İbrahim Tığlı yazısında Afrikalıların düşünce sahasında nasıl bir konumda tutulmak istendiklerine dikkat çeker ve şu ifadeleri kullanır ”Batı sömürgeciliğinin Afrika’da bıraktığı izlerden biri de Afrikalıların bir entelektüel yapısının olmadığına inandırılma gayretidir. Beyaz adama göre Afrika insanının derin bir zihni yapısı yoktur. Onların beyinleri Batı medeniyetini algılamaktan uzaktır. Hiçbir zaman dünyaya zihinsel açıdan yüklenebilecek bir kafa yapısına sahip değillerdir.”

Afrika’nın tutulmak istendiği zihinsel buhrana karşı yaptıkları çalışmalarla cevap verir nitelikte işler yapan Afrikalı düşünür, entelektüel Ali Mazrui’nin ”Afrikalılar” adlı kitabını okumayı ihmal etmeyin.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir